Hoşgeldin Ziyaretçi

 
Sayfamız şu an hazırlanma aşamasındadır gösterdiğiniz ilgi için teşekkürler.
Haberler

 

ALLERJI

      3. Allerjik Hastaliklarin Olus Mekanizmalari

     

Allerjik Hastalıkların Oluş Mekanizmaları

    Allerjenler vücudumuza girdikten sonra kana geçerler orada immunoglobülin E (IgE: allerji yapıcı tip antikor) sentezlenmesine neden olurlar. Bu IgE ler bazofil ve mast hücresi adı verilen bağışıklık hücresi yüzeyine yapışırlar. IgE ler kana giren ve kendilerini meydana getiren allerjenler ile bazofil yüzeyinde birleştiğinde histamin, lökotrien ve kinin gibi kimyasal maddeler salgılanmasına neden olurlar. Kana karışan bu kimyasal maddelerin en belirgin fizyolojik özellikleri damarları genişletmek, bronş salgı bezlerini uyararak sekresyonu artırmak, bronş kaslarında kasılma meydana getirmektir.

    Sonuçta solunum yollarında allerjik nezle, bronşial astma, deride atopik dermatit, ürtiker, sindirim sisteminde gastrointestinal şikayetler başlamaktadır. Bazı hallerde allerjik reaksiyon tüm dolaşım sistemini etkileyerek anafilaktik şok oluşabilir.
    Öyleyse allerjik bünyeli kimseler niçin bu hastalık yapıcı IgE proteinlerini sentezliyorlar?
    Yukarıda bahsettiğimiz kalıtım faktörü yani allerjik bünyeli kimselerin farklı bağışıklık cevabı temel etkendir. Normal bünyeli şahıslar IgE antikoru hiç yapmazken allerjik bünyeli şahıslar bu zararlı IgE tipi antikorları meydana getirebilmektedir.

    Burada diğer bir ilginç durum da allerjenler solunum yolu aracılığı ile vücuda girdiğinde bu zararlı IgE antikorunu meydana getirirken aynı allerjenler aşı haline getirilip bu kimselerin deri altına enjekte edildiğinde hastalıktan koruyan farklı bir immunoglobulin IgG tipi antikor yapmaktadır. Bu IgG tipi antikorlar IgE nin aksine bazofil hücrelerin yüzeyine bağlanmaz, kan serum sıvısı içinde dolaşarak kana gelen allerjenleri yakalayarak adeta bir bekçi görevi yapmaktadırlar. Yakalanan bu allerjenler bazofil hücrelerin yüzeyindeki IgE ler ile birleşemediği için allerjik reaksiyonlar kökten yok edilmektedir.
    Bu durum allerjik hastalarda uygulanan (aşı tedavisi) immunoterapi tedavisinin temel ilkesini oluşturmaktadır. Allerjik hastalıkların oluşmasında rol oynayan IgE sentezi halen araştırma konusudur.
    Son senelerde araştırmacılar IgE sentezine mani olarak allerjik hastalıkların oluşmasını önlemenin üzerinde çalışmaktadır.

İmmünoglobulin E

    İmmünoglobülin E, allerjik bünyeli kimselerde allerjenlerin uyarmaları ile meydana gelmektedir. Normal kişilerde serum IgE seviyesi 0.01 ila 350 IU/ml arasında bulunmaktadır.

    IgE seviyesi allerjik hastalıkların şiddeti ile orantılı değildir.
    Örneğin normal bir şahsın IgE si 250 olurken bronşiel astmalı bir hastanın 110 olabilmektedir. Bu nedenle, sadece hastanın serum IgE seviyesini ölçerek allerjik hastalıkların teşhisini koymak mümkün değildir.

    Bununla beraber atopik dermatit, allerjik bronkopulmoner asperjillosis gibi allerjik hastalıklarda, bazı immun yetmezlik hastalıklarında, birtakım tümörlerde, paraziter hastalıklarda ve virutik enfeksiyonlarda da IgE seviyeleri genellikle yüksek bulunabilir.

Allerjik Nezle (Allerjik Rinit)

    Allerjik nezle sık tekrarlayan burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve aksırık nöbetleri ile kendini gösterir. Belirli mevsimlere bağlı olarak ortaya çıkabildiği gibi tüm yıl boyunca da devam edebilir.
    Değişik ülkelerde yapılan araştırmalarda nüfüsun yüzde 10-15 inin allerjik nezleli olduğu tesbit edilmiştir.

    Aksırıklar arka arkaya10-20 atak halinde, burun akıntısı ise su gibi olup çok bol miktarda ve devamlıdır. Akıntı olmadığı durumlarda hasta burun tıkanıklığından şikayet eder. Burun tıkanıklığı burun içini kaplayan mukozanın şişmesinden olur. Bu durum çok şiddetlenir ve uzun süre devam ederse burun boşluğuna açılan yüz sinüslerinin kanalları tıkanarak kulak ve baş ağrılarına ve sinuzite sebep olur. Burun kaşıntısı da oldukça tipikdir. Hastanın çeşitli mimiklerle burnunu açmaya çalışması ve kaşıması “allerjik selam“ olarak isimlendirilir.

    Allerjik nezle göz sulanması ve kaşıntısı gibi göz allerjileri ile birlikte görülebilir. Bazen damakta ve genizde akıntı veya kaşıntı hissedilebilir. Allerjik nezle sonucu oluşan tıkanıklık burun görevlerini engeller.

Burun Yapısı ve Görevleri

    Burun, boğazda farenks duvarına kadar 10-12 santimetre kadar bir boyuttadır. Burun görevleri şöyle sıralanabilir.
1) Akciğerlere girecek havanın ısıtılması, nemlendirilmesi ve filtre edilerek süzülmesi,
2) Koku hissi ile yediklerimiz ve içtiklerimiz tadını almamıza yardım edici,
3) Nefes verirken dışarıya atılan havanın nem ve ısı kaybını engellemesi.
    Buruna dışarıdan gelen havanın akciğerlere alınmadan önce süzülmesi, ısıtılması ve nemlendirilmesi sayesinde solunum sistemimizin alt bölümleri zarar görmekten kurtulmaktadırlar.
    10 mikrondan (milimetrenin binde biri) büyük toz taneleri burunda yakalanırken iki mikrondan küçük olanlar aşağı solunum yollarına geçebilmektedir. Burunda toplanan maddeler mukosilier sistem sayesinde temizlenirler. Burnumuz adeta bir gaz maskesi gibi de fonksiyon görerek hava içindeki gazların yüzde 99 unu tutmaktadır. Bunlara rağmen kuvvetli irritan olan sülfür dioksit, formaldehit ve ozon gibi gazlar bazen aşağı solunum yollarına kadar gidebilmektedir.
    Burun bir kilima cihazı gibi de görev yapmaktadır. Dışardan alınan hava burun genişliği 2-4 milimetre olan dar ve geniş mukozalı kanallarından geçerken kan ile ısı alışverişi yapmaktadır. Akciğerlere giren oda ısısındaki hava burun ucundan farenkse erişinceye kadar 37 °C dereceye ısıtılıp nemlendirilmektedir. Burun mukozası sahip olduğu 100.000 den fazla salgı bezleri ile bol miktarda salgı yapabilir. Keza burun boşluğu gerekli hallerde sinir sistemi sayesinde daralıp genişliyebilme özelliğindedir.

    Astmalılarda burun tıkanıklığı nedeniyle ağızdan yapılan solunum, zaten aşırı hassas (hiperreaktif) solunum yolu olan bu hastalarda zararlı olabilmektedir. Burun tıkanıklığında ağızdan soluma ve hiperventilasyon, bronşlarda ısı kaybına neden olarak bronkospazm meydana getirmektedir.
    Burun hava ısı regülasyonu, burun tıkanıklığı durumlarında veya bazı cerrahi müdahalelerle bozulabilmektedir.

    Allerjik nezlede burun içi damarların genişlemesi sonucu burun mukozasında şişme ve solunum yollarında tıkanma olur. Burunu tıkalı kişi ağızdan nefes almak zorunda kalır ve havanın ısıtılmadan ve nemlendirilmeden direk akciğerlere ulaşması buralarda da bazı rahatsızlıklara neden olur.
    Kronik nezlesi olan şahıslarda farenjit ve buna bağlı boğaz ağrıları sık görülür. Tad alma duyusu ile ilgisi dolayısıyla burun tıkanıklığı sonucu yiyeceklerin lezzeti de alınamaz.
    Allerjik nezleden sorumlu allerjen çeşitleri kişiden kişiye farklıdır.
    Polen allerjisi olanlarda ağaç ot veya çayır türünün havaya polen yayma zamanına uygun olarak sadece ilk veya sonbaharda nezle belirtileri olur. Bu tip allerjik nezleye ”saman nezlesi” adı verilir.
    Ev tozu, küf mantar sporları, toz akarları veya evcil hayvanlara karşı olan nezle şikayetleri yıl boyunca devam etmektedir.

    Adi nezle olarak adlandırılan gripal enfeksiyonlar ateşli olması ve kişinin bütün organlarını ilgilendirmesi çok defa senede bir defa ve belirli süre devam etmesi nedeniyle kolaylıkla allerjik nezleden ayırt edilebilir.
    Kışın özellikle kapalı ve havalandırmanın az olduğu yerlerde kişiden kişiye yayılabilirken allerjik nezle bulaşıcı değildir. Allerjik nezle bazen sinüzit şikayetleri ile birlikte görülebilir.

    Sinüziti olan şahıslarda sıklıkla burun tıkanıklığı ve akıntı olur. Bu akıntının genellikle iltihabi bir görünümü vardır.
    Rinoskop ve rontgen ile sinüzit teşhisi kolayca yapılabilir.
    Buruna ait bazı anatomik bozukluklar, tümöral oluşumlar, polipler, eğrilikler, adenoid büyümeleri de nezleye benzer şikayetlere sebep olabilir. Özellikle burun tıkanmasının hakim olduğu bu kişilerde akıntı ve aksırık nöbetleri de olabilir ve allerjik nezleyi andırabilir. Bu bakımdan rinoskopik muayene önemlidir. Uzun süre burun-açıcı damlaları kullanan kişilerde ilaca bağlı (rinitis medikamentoza) adı verilen bir nezle türü gelişir. Bu durumda burun mukozası bir daha tamiri imkansız ölçüde zedelenir ve bunun tedavisi yoktur. Bu nedenle, bu tür burun damlalarını hekim tavsiyesi olmadan uzun süre kullanmamak gerekir.

Bronşiel Astma

    Bronşial astma tekrarlayan öksürük, hırıltı veya nefes darlığı ile kendini gösteren bir hastalıktır. Bu şikayetler kısa zamanda ortaya çıktığı için bunlara “ nöbet veya kriz “ adı verilir.
    Hastalık nöbetlerinin başında sadece öksürük veya göğüs üstünde ağırlık hissi olur. Şikayetlerin birkaç dakika gibi çok kısa zamanda şiddetli bir nefes darlığına sebep olması ve bunun zaman zaman tekrarlaması hastalık teşhisi için oldukça önemlidir.
    Astmalı kimseler veya astmalı çocukların aileleri kendilerinde veya çocuklarında astma nöbetinin başlıyacağını hissedebilirler. Önceden tedbir alınması bu krizleri engelleyebilir. Dolayısıyla, “bir gram koruyucu tedbir, sonradan yapılan 500 gram tedaviden daha iyidir “ prensibi geçerlidir.
    Astmada bronşlarda nefes darlığını oluşturan değişiklikler; bronş çevresindeki kaslarının kasılması (spazmı), bronş mokozasının şişmesi (ödemi) ve bronş içinde salgı birikmesi ile ortaya çıkmaktadır. Bu olaylar sonucunda nefes alıp verme güçleşir ve hasta öksürme ile bronşlarını temizlemeye çalışılır. Bronşlardaki darlıktan geçen hava bazen bir ıslık sesi şeklinde hırıltı meydana getirir. Bu hastalarda bazan nefes darlığı ve solunum yollarındaki sekresyon fazla artarak şiddetli hava ve oksijen açlığına sebep olur ve acil tedavi gerektirebilir.
    Astmalı kişilerde kirli hava, sigara dumanı, hormonal değişiklikler veya emosyonel olaylar da nöbetlerin başlamasına ve uzamasına neden olan faktörlerdir. Bronşial astma herhangi bir yaşta başlayabilir, tedavi edilmezse tekrarlar ve kronikleşebilir.

Atopik Dermatit

    Atopik dermatit, kaşıntı ve döküntü ile seyreden ve allerjik kişilerde sık görülen bir deri hastalığıdır. Bebeklerde görüldüğünde "süt ekzeması" veya "çocuk ekzeması" da denir. Vakaların yüzde 90 ında hastalık iki yaşın altında başlar.
    Atopik Dermatit genellikle süt çocuğu döneminde 3-6 aylar arasında yanaklarda kaşıntılı, kırmızı, kuru deri lezyonları olarak başlar. Bu belirtiler hafif olduğu zaman bebeğe elma yanaklı, sağlıklı bir görünüm verir. Sonradan dirsek önü ve diz arkalarına ve bütün vücuda yayılabilir. Diğer allerjik hastalıklar gibi bu da bulaşıcı değildir.
    İlk olarak 1885 de Besnier ve Brocq bu hastalığı tanımlamışlardır. Bütün dünyada görülme sıklığı aynıdır. Hacettepe Üniversitesinde 1963 de yaptığımız araştırmada Türkiyede atopik dermatit görülme sıklığı %2.5 olarak saptanmıştır. Allerjik bünyeli kimselerde bu oran %23 dür.
    Cilt kuruluğu ve buna bağlı kaşıntı hastalığın en belirgin özelliğidir. Bebeklerde yüz ve yanaklarda deride kalınlaşma, pullanma ve kızartılar görülür. Daha ileri yaşlarda döküntüler genişleyerek alın ve boyuna da yayılır. Daha da ilerlemesi sonucunda dirsek ve diz eklemi iç yüzünde kaşıntılı odaklar meydana getirir. Bu safhaya gelmiş atopik dermatitler kronikleşmiş olduklarından deride çeşitli şekillerde görülebilir. Bazen iltihaplanarak çok daha karmaşık bir tablo haline de dönüşebilir.
    Atopik dermatitlerin %80 i çocuk 3 yaşına gelince kaybolur. Fakat bu iyileşen çocukların çoğunda sonradan sık nezle burun tıkanıklığı ve akıntısı, öksürük, hırıltılı solunum şeklinde solunum sistemi allerjileri başlayabilir. Atopik dermatitli çocuklarda astma ve allerjik nezle sıklıkla görülmektedir. İyileşmeyen atopik dermatitli kimselerde deri döküntüleri vücutta, kol ve bacaklarda yuvarlak veya oval döküntüler şeklinde görülür. Bu şekildeki atopik dermatite sıklıkla numuler ekzema veya juvenil ekzema adı da verilmektedir.
    Buluğ çağı sonrasına da devam ettiği takdirde kuruluk ve pullanma daha da artar ve döküntüler daha da yaygınlaşır. Dirsek, boyun, omuz başı, el veya ayak sırtlarında yerleşme eğilimi gösterir. Bazen tek bir noktaya yerleşerek, vücudun diğer bölgelerinde iyileşse bile o noktada sabit olarak uzun yıllar kaldığı da olabilmektedir. Nadir olarak da bazılarında erişkin yaşlarında da devam edebilir. Bu durumlarda deri bulguları şekil değiştirir kol, bacak ve vücutta yuvarlak veya oval şekilde kendini gösterir.
    Serum IgE seviyesi bu hastalarda oldukça yüksektir. Genellikle mevsimlere bağlı olarak havadaki nem seviyesi ve emosyonel faktörler etkili olur. Sebep olan allerjenler tam bilinmemekle beraber genellikle başlangıçta buğday, süt, ve yumurta gibi besinler sonradan da polen, mantar sporları ev tozu akarları rol oynayabilirler. Birçok allerji uzmanı süt çocuğu döneminde inek sütünü belirli bir süre diyetten çıkarmayı ve yumurtayı bir yaşına kadar başlamamayı rutin olarak uygulamaktadır.
    Tedavi, kuruluk için katı vazelin, kaşıntı için antihistaminik ilaçlar ve döküntüler için de kortizonlu merhemler kullanılır. Ancak önleyici tedbirler tedaviden daha önemlidir. Bu tedbirler şunlardır.
1) Vücudun kuru yerlerinin ihtiyaca göre sıklıkla yağlanması. Bu yağlama için en uygun madde katı vazelindir, losyon tarzı yumuşak sıvı kremler kuruluğu daha da artırabilir.
2) Ciltde kuruluk yapıcı durumlardan kaçınmak. Sıcak banyo yerine ılık duş tercih edilmesi vs.
3) Deride aşırı tahriş yapıcı durumlardan sakınılması; aşırı kaşıma, havlu ile aşırı kurulama veya keselenme, yünlü fanila veya elbisenin direk temas etmesi gibi.

Ürtiker ve Anjioödem

    Ürtiker, yaşantımızın herhangi bir döneminde ve vücudumuzun herhangi bir yerinde ortaya çıkan büyüklüğü birkaç milimetreden birkaç santimetreye kadar değişen şekillerde çok kaşıntılı ödem plaklarıdır.
    Bazen ufak noktacıklar halinde başlayıp birbirleriyle birleşerek çevresi düzensiz ortaları uçuk renkte bir haritayı andırabilir. Ürtikerin bir belirgin özelliği de kendiliğinden batıp çıkabilmeleridir. Kaybolduktan sonra aynı yerde veya vücudun başka bir noktasında tekrar edebilirler. Bu batıp çıkmalar 6 haftadan fazla devam ederse "kronik ürtiker" adını alır. Çok küçük olanlara "papuler" ürtiker adı verilirken büyüklerine "dev ürtiker", göz kapakları, dudak ve iç organların şişmeleri ile birlikte olanlarına da "angioödem" adı verilir. Yüzde ve gözkapaklarında oluşan anjioödem kozmotik bakımdan önem taşırken mide barsak sistemini tuttuğunda karın ağrısı, bulantı kusma ishal yapabilir.
    Beyinde olduğunda başağrısı ve nörolojik belirtiler olur. Ürtikerlerin stratejik olarak en tehlikeli olanı üst solunum yollarında olanıdır. Larinks de meydana gelen anjioödem solunum yolunu tıkayarak ölümle sonuçlanabilir. Bu bakımdan ürtiker/anjioödem oluştuğunda mutlaka bir doktora müracaat edilmelidir. Bu tip reaksiyonları meydana getiren sebepler daha çok ilaçlar bilhassa penisilin enjeksiyonları, sülfonamid grubu antibiotikler ve arı sokmalarıdır. Çocukların yüzde 10-15, erişkinlerin yüzde 20-30 u hayatlarının herhangi bir döneminde ürtiker geçirmektedirler.
    Ürtiker sebepleri çok çeşitlidir.
    Bazı vakalarda hiçbir sebep bulunamıdığı için bu tip ürtikerlere sebebi bilinmiyen manasına gelen “idiopatik ürtiker“adı verilir. Ürtikerler her hangi bir kimsede bünyesi allerjik olsun veya olmasın ortaya çıkabilir.

Ürtiker Tipleri

    İlaçlar, besin ve katkı maddeleri, virüs, bakteri, mantar gibi enfeksiyon ajanları, böcek ısırmaları, soğuk, sıcak, ışık, travma gibi fiziksel etkenler ve bazı sistemik hastalıklar ürtikere sebep olabilirler.     Ürtikere sebep olan besinlerin başında fıstık gurubu kuru yemişler gelmektedir. Kabuklu deniz mahsülleri, süt, yumurta, çilek ve diğer herhangi bir besin de sorumlu olabilir.
    Ürtiker sebebi olarak besinler allerji yapabildiği gibi besinlerin hazırlanmasında kullanılan renk, lezzet veya konserveleri için ilave edilen katkı maddeleri de allerji yapabilir. Besin sanayisinde kullanılan bu katkı maddelerinden sağlıya zararlı olmayanları bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaygın olarak kullanılmaktadır. Fakat son senelerde dünya sağlık teşkilatı bu maddeleri allerjiye sebep olmaları yönünden yeniden incelemeye almıştır. Bunlardan en sık kullanılanları tartrazin (sarı renk), amaranth (vişne rengi), eritrosin (pembe renk), ponso 4R (kırmızı renk), indigotin (mavi renk) gibi katkılar ve koruyucu olarak kullanılan sülfitli maddelerdir.
    Allerjik bünyeli kimselerde ürtikerler nadir olarak polen, mantar sporları, hayvan tüy ve deri döküntüleri ile de meydana gelebilir. Böyle durumlarda ürtikerler genelde solunum sistemi allerjileri ile birlikde görülür.
    Fiziksel ürtiker soğuk, sıcak, gibi ısı farkı veya deriye baskı uygulandığında görülür. Böyle kişilerde iç çamaşırları lastiğinin izi şeklinde o bölgede ürtiker plakları oluşabilir.

İlaç Allerjisi

    İlaçların kullanıldığında tedavi dışında vücutta istenmeyen etkiler ortaya çıkarmasına "ters ilaç etkisi" denir. Bu ters ilaç etkilerinden biri de allerjik reaksiyonlardır. Her yanetki allerjik etki değildir.
    Örneğin, sıklıkla kullandığımız antihistaminik ilaçların solunum yollarındaki 'H' reseptörlerini bloke ederek olumlu etkisini göstermesinin yanısıra merkez sinir sistemindeki benzer reseptörleri de bloke ederek uyku yapması ilacın yan etkisi olarak bilinir. Aynı antihistaminik, bir kişide birkaç saat uyku yaparken farklı bir şahısta uyku etkisinin günlerce devam etmesine "ilaç entoleransı" denir. Yine, antihistaminik ilacı alan kişide beklenmeyen bir yan etki, örneğin kulak çınlaması veya havale görülmesi, ilaç idiosinkrazisi olarak bilinir. Bu tür ters ilaç etkileri ilacın farklı kişilerde ve dokulardaki farklı farmakokinetik ve metabolik etkileri ya da birkaç ilacın birlikte kullanılması sonucu ilaç etkileşimleri nedeniyle ortaya çıkmaktadır.
    İlaçlar genel olarak ilk kullanımında değil, ancak tekrarlayan kullanımınlarında allerjik reaksiyonlara sebep olmaktadırlar. Allerjik ilaç reaksiyonları diğer ters ilaç etkilerinden farklı olarak daha nadir olarak görülür ve immunolojik mekanizmalarla meydana gelir.
    Kullanılan ilaçların çoğu aslında ufak molekül ağırlıklı olmaları nedeniyle bağışıklık sistemini uyaracak allerjen özelikli değildir. Ancak, ufak moleküllü bu ilaçların bazıları karaciğerde metabolize olarak sistemik dolaşıma geçtiğinde serum proteinlerine bağlanabilme özelliği kazanarak bağışıklık sistemini uyarabilirler.
    Bağışıklık sistemi vücuda yabancı olan bu maddeye karşı tüm koruma mekanizmalarını çalıştırır. Sonuçta bu bileşik vücuda zararlı olamayacak şekilde yok edilir. Ancak, bu koruma mekanizmalarında kurtulabilenler immunolojik ilaç reaksiyonları olarak kendini gösterir.
    İlaç allerjik reaksiyonları genellikle deri, solunum, dolaşım ve sindirim sistemi veya eklemlerde ortaya çıkar. Teşhiste en önemli nokta ilacı alan kişideki şikayetlerin yukarıda bahsedilen allerjik reaksiyonlara bağlı olup olmadığının tesbitidir.
    İlaçlara yönelik tedavide asıl amaç reaksiyonların tekrarını önleyerek hastayı korumaktır. Penisilin ve insulin gibi birkaç ilacın reaksiyonlarını önlemeye yönelik desensitizasyon tedavisi oldukça başarılıdır. Bunun dışındaki durumlarda genellikle en etkin tedavi doğru teşhis koyarak o ilacın kullanılmamasıdır.

Anaflaktik Şok

    Hastanın allerjik olduğu allerjen ani olarak ve çok miktarda bilhassa enjeksiyon şeklinde vücuda verildiğinde kanda bazofil hücreleri içinden çıkan kimyasal maddeler bütün vücutta yaygın allerjik reaksiyon meydana getirir. Sonuçta, kan damarları genişler, kan basıncı düşer. Kan basıncının belli bir seviye altına inmesi sonucu beyine kan gidemez ve şok hali ortaya çıkar.Buna "anaflaktik şok" adı verilir.

    Çocukluk yaşlarında oldukça nadir görülür. Penisilin enjeksiyonları ve arı sokmaları en sık görülen anaflaksi nedenleridir.

 

Copyright © 2004 www.astimallerji.com
All rights reserved.